Ana içeriğe atla

Tanrı Zar Atıyor

 Şu çok ünlü söz. Hani Einstein’a ait olan. Hepimiz illa bir yerde duymuşuzdur. Sözün aslı “onun zar atmayacağına tamamen ikna oldum” gibi bir şey ama bahsedilen tanrı olduğu için ve daha retorik olduğu için “Tanrı zar atmaz” haline gelen söz. Peki bu söz ne kadar doğru? 2022 yılına dek bu aslında pek bilinmiyordu. Ancak 2022 Nobel ödülleri her şeyi değiştirdi. Gelin anlatayım. 

  Öncelikle bu sözü bir keresinde lisede din kültürü öğretmenimden duyduğumu hatırlıyorum. Kendim ateist olduğum için derste gözüme çarpan mantıksız ve saçma konularda (kendimce) öğretmene sorular sorardım bazen de sadece mizah yapardım. Öğretmen de böyle zamanlarda bana saçma sapan cevaplar verirdi misal bir filozof 21. Yüzyılda dinlerin, gelişen bilim sayesinde ortadan kalkacağını söylemiş ama din ortadan kalkmamışmış. Bu arada bir filozof gerçekten böyle bir söz söylüyor ama bulamadım kendisini. Şimdi adamın söylediği saçmalığa bakar mısınız: 2016 yılındayız daha. Yani 21. Yüzyıl sadece 2000-2001 yılı arasını kapsamıyor. Arada geçmesi gereken 100 yıl var daha. Zaten gelinen noktada yani 2023 yılında dinsiz insan sayısı çok çok arttı. Ki daha çeyrek yüzyıl dahi geçmedi. Neyse bu yazı biraz daha bilim ağırlıklı olsun istediğimden bununla sizi fazla sıkmayayım. Bu hocamız başka bir cevabıma da nitekim Einstein bile tanrının zar atmayacağını söylemiştir diye cevap vermişti. Muhtemelen olasılıklar ve tesadüf hakkında söylediğim bir söz olmalı. Evet Einstein çok büyük bir bilim insanı. Evren anlayışımıza ve fizik bilimine yaptığı katkılar yabana atılmayacak cinsten. Ama onun bile yanıldığı, hataya düştüğü noktalar var. 

  Einstein genel göreliliği ve sonrasında özel göreliliği bulduğunda aslında yaptığı şey kendisinden önce gelen Newton Fiziğinin kurallarını çöpe atmak değildi. Einstein Newtonun ortaya attığı kütle çekim teorisini genişletmiş, onun açıklayamadığı bazı gözlemleri açıklamış ve evren algımızı bambaşka seviyelere getirmişti. Ama öz hala aynı özdü. Peki nedir bu? Evrende sebeplerin sonuçlardan önce gelmesi, yani determinizm. Bir diğer deyişle nedensellik bağı. Bir tabancadan çıkan kurşunu düşünün. İlk önce tetiği çekersiniz daha sonra çekirdek hedefe doğru ilerler ve çarpar. İlk önce mermi hedefe gidip sonra tetik çekilmesi gibi bir durum olmaz değil mi? En azından bizim boyutlarımızdaki nesneler için durum böyle. İşte bu teori ve Newton fiziği de aslında bizi bir noktaya getiriyor. Bu teorilerin bizlere sundukları formülleri kullanırsanız ve yeterince bilgiye sahipseniz her şeyi bilebilirsiniz. Bu aslında insanın sadece tanrıda olan özelliklerden biri olan “her şeyi bilme” sıfatını elde etmesinin başlangıcıydı. Elinizde bir bilardo sopası var. Karşınızda ise beyaz bir top. Beyaz top ise üçgen gibi dizilmiş toplara bakıyor. Siz eğer yeterince iyi hesap yaparsanız yani sürtünme, hava direnci, açı, hız gibi faktörlerin hepsini net bir şekilde bilip ona göre uygun bir hesap yaparsanız ilk ve tek atışınızda sırasıyla tüm topları deliklere sokabilirsiniz ki bunun yapıldığı bir video da zaten internette mevcuttur. Veya Mars gezegenin 500 yıl sonraki konumunu; yörüngesi ve hızını, ona etki eden tüm kuvvetleri bildiğimiz için %100 doğruluk ile bilebiliriz. Peki ama nasıl bu görelilik denen şeyin bir sınırı yok mu? 

  Var elbette. Bu da bizi kuantum alemine götürüyor. Niels Bohr ve öncülük ettiği kuantum çalışmaları atomu inceliyor. Bilim insanları ve fizikçiler ilk başlarda kuantum alemine ve atomlara da görelilik fiziğinin öngördüğü şekilde yaklaşmaya çalışıyorlar ama bu onların çuvallamasına neden oluyor. Atom, foton, elektron ve diğer atom altı parçacıklar söz konusu olduğunda işler hayal ettiğimiz şekilde işlemiyor. Biz dünyada çevremize baktığımızda düz mantık dediğimiz bir sistemle yaşıyoruz aslında, gaza basarsan gidersin, fren durmanı sağlar, zıplarsan yere düşersin gibi. Ama atom altı evren bu şekilde çalışmıyor. Ama nasıl çalışıyor. Bohr da bunu anlamak için deneyler yapıyor elbette. Deneyler sonucu ortaya çıkan belirli gözlemler var. Bu gözlemler bilim insanlarını şaşkına çevirtiyor ve afallatıyor. Şunu düşünün bir şey hiç aynı anda hem sağa hem de sola dönebilir mi? Veya aynı anda hem gidip hem gitmeme hem de hızlanıp hem de yavaşlama durumunda olabilir mi bu mümkün mü? Cevap evet. Ama nasıl? Neden olmasın? Biz normal dünyayı böyle algıladığımız için her şeyin böyle olması gerektiği gibi bir düşünceye varıyoruz ama bir anlığına kendinizi kuantum evrende yaşayan bir canlı gibi düşünün. Aynı anda hem uçuyorsunuz hem yürüyorsunuz hem de koşuyorsunuz. Ve birileri çıkıp size daha büyük cisimlerin bu şekilde davranamadığını hızlanıyorsa sadece hızlandığını aynı anda hem dönüp hem durduğu gibi bir durumun olmadığını anlatıyor. Size çılgınca gelmez miydi? Nasıl ya? Nasıl olabilir ki böyle bir şey derdiniz. Durum da biraz böyle. Atom altı cisimler bizim düşündüğümüz gibi değil de bir olasılık fonksiyonuna göre hareket ediyorlar. Eğer biz onların anlık olarak hızını bilmeye çalışırsak bu durumda konumları bilinemez hale geliyor. Konumlarını bilirsek hızını bilemiyoruz. Dönüşlerini bilirsek bir başka özelliğini bilemez hale geliyoruz. Buna belirsizlik ilkesi deniyor. Bir şeyleri fark ettiniz mi? Einstein ve Newtoncu fiziğe göre herhangi bir şey bilinemez olmamalı. Yani bunun önünde herhangi bir engel olmamalı. Siz bir nesne hakkında yeterince bilgiye sahipseniz o nesne hakkındaki tüm bilgiye sahip olmalısınız. Olmalıydınız en azından. Ama atom altına indiğimizde bu çalışmıyor. Elektron veya foton gibi parçacıklar, veya dalgalar kendi “ürpertici” başka kurallarına uyuyorlar. Ve burada karşımıza kelimenin tam anlamıyla rastgelelik durumu çıkıyor. Olasılıklar çıkıyor. Kesinlik ortadan kalkıyor. 

  İşte Einstein bu durum karşısında hoşnut olmuyor diyebiliriz. Çünkü olasılık klasik fizikte olan bir durum değil. Bu sebeple kuantum mekaniğine gönderme yaprak Tanrının zar atmayacağını söylüyor. Aslında burda demek istediği şey şu: Gerçekten olasılık olmadığı bunun yerine henüz keşfedilmeyen bazı mekaniklerin ve değişkenlerin olduğu, bu bilgiler keşfedildiğinde kuantum mekaniğinin de olasılıklardan kurtulup nedensellik bağına kavuşacağını söylüyor. Peki öyle mi oluyor gerçekten? Üzgünüz ama hayır. 

  Bohr ve Einstein arasında süre gelen tartışma yıllardır araştırılmaya devam edildi ve yapılan deneyler gösterdiki biz yeni bir bilgi bulup, yeni bir değişken keşfedip kuantum alemindeki bilinmezlikleri ortadan kaldırmayacağız, kaldıramayacağız, çünkü bu tamamen yeni bir fizik alanı. Tamamen olasılıklardan oluşuyor.

 Kısacası Tanrı (eğer varsa) gerçekten de zar atıyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilmemekception

Alışmışız. Neye alışmışız? Düz görmeye. Yüzeysel ve sığ görmeye alışmışız. Tıpkı sigara içmeye, şeker kullanmaya veya sabah kahvaltı yaparken haber izlemeye alışmak gibi. Bu alışkanlıkların bazılarından kurtulmak kolay bazılarından zor. Eğer yeterince yapmazsanız bu aktiviteleri yapmanın artık aklınıza gelmediğini fark edeceksiniz. Yüzeysel veya sığ görmekten kurtulmak ise neredeyse imkansız. Çünkü bu durumda olan bir insan hangi durumda olduğunu bilmiyordur. Bilmemek ne kadar kötüyse bilmediğini bilmemek, hatta bilmediğini bilmediğini bilmemek; bilmemekception durumunda olmadığımızın hiçbir kanıtı yok. Tanrı bile bilmediği bir şey olup olmadığını bilemez. Tanrının olup olmadığını bilmiyoruz fakat biz varız. Bizim durumuzu açıklayan çok sevdiğim bir alegori var. Hiç yağmur yağarken evinize yürüdünüz mü? Peki yere bakarak yürüdünüz mü? O şeye dikkat ettiniz mi? Evet su birikintisine. İşte sonraki sefer o su birikintisine daha dikkatli bakın. Çünkü o çok ilginç bir düşünceye sahip...

Rosen 3 : Kapı

III Kapı   10 Haziran 1939... Bu nasıl olabilirdi. Nasıl olabilirdi böyle bir şey aklım almıyordu. Etrafımda gördüğüm her şey son derece gerçekçiydi ve bu beni daha fazla korkutuyordu. Delirmekten ve bunun farkında olmamaktan gerçek bir rüyada hapsolmaktan korkuyordum ve şu an bu korkuyu yaşıyordum. Buraya nasıl geldiğimi düşünmeye çalıştım? Ne olmuştu? En son hatırladığım şey ışıktı. Beyaz her yeri kaplayan bir ışık. Sonra film kopmuştu. Ve kendimi biraz yürüdükten sonra burada bulmuştum. Acaba bir şekilde zamanda yolculuk yapmış olabilir miydim? Yaptıysam bile bu nasıl olmuştu. Uçağın hızı mıydı acaba? Çok saçma bir düşünceydi bu. Pilotluk yaptığım uçak normal bir savaş jetiydi o tarz bir aletle dünya standartlarında çok kısa sürede çok uzun yol alabilirsiniz belki ama zaman olayı bambaşka bir şeydir. Zamanda yolculuk için çok hızlı bir şekilde hareket etmek gerekir hatta o kadar hızlı etmek gerekir ki ışıktan bile hızlı olmak gerekir fakat bu durumda bile olacaklar kesin değil. ...

Androidler elektrikli koyun düşler mi? kısa değerlendirme

  Androidler elektrikli koyun düşler mi?  Bilim-kurgu seviyor musun, peki ya distopya seviyor musun? O zaman bu tarafa gel bu kitap tam sana göre.  Androidler elektrikli koyun düşler mi kitabı ciberpunk diyebileceğimiz katagoriye de giren bir kitap.  Öncelikle kitabın konusuna değineyim: Dünya bir nükleer savaş sonrası çok hasar almış haldedir. Hayvanların çoğunun soyu tükenmiştir, kalanlar da çok yüksek ücretle satılıyordur. İnsanlığın çoğu mars gibi farklı bir gezegene gitmiştir. Ayrıca bu gezegenlere gitmiş insanlara insansı robotlar hediye edilir. Fakat bu robotlardan bazıları efendilerini öldürüp kaçarlar ve dünyaya gelirler. Baş karakterimiz Rick de bu robotları yakalayıp emekli ederek(öldüren) para kazanan bir ödül avcısıdır ve en büyük hayali de çatısındaki elektrikli koyunun yerine gerçek bir koyun almaktır fakat koyunlar çok pahalıdır.    Kitabın akıcılığından bahsetmek istiyorum: kitabı eline aldığın zaman bırakamayacaksın. çünkü kitap olduk...